10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin bir açıklama yapan Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Genel Başkanı Nuri Kolaylı “Yaşadığımız ağır sorunlar nedeniyle ‘bayram’ değil ‘dayanışma günü’ olarak anıyoruz” dedi.
“Gazeteciliğin Güvencesizleşen Geleceği ve Mesleki Düzenlemeler”
Gazetecilik mesleğinin içinde bulunduğu tabloyu yeniden daha kamuoyunun dikkatine sunmak istediklerini söyleyen Nuri Kolaylı “Çünkü basın sektöründe yaşanan yapısal sorunlar çözüme kavuşturulmadıkça, mesleğimiz itibar kaybetmeye, gazeteciler güvencesizleşmeye devam edecektir” dedi.
Mesleki Standartlardan Etik Değerler ve Gazeteciliğin Geleceği
Meslekteki temel ihtiyacın kapsamlı bir mesleki düzenleme olduğuna dikkat çekerek Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’nun uzun yıllardır bunu dillendirdiğinin altını çizdi. “Basın özgürlüğünden çalışma koşullarına, internet ve dijital yayıncılık mevzuatından mesleki standartlara kadar pek çok alanda güncel, özgürlükçü, çağdaş ve uygulanabilir yasal düzenlemelere ihtiyaç duyuluyor” diyen Nuri Kolaylı açıklamasında şu görüşlere yer verdi;
“Basın sektöründe mesleki bir düzenlemenin olmaması; etik dışı, tehdit ve şantaja dayalı yayıncılığı teşvik etmekte, hiçbir mesleki birikimi ve sorumluluğu olmayan kişilerin ‘gazeteci’ kimliği altında sektörde yer almasına zemin hazırlamaktadır. Meslektaşlarımız onurlarını korumak için büyük bir özveriyle mücadele etse de, yasal boşluklardan yararlanan çıkar odaklarının önüne geçilememektedir. Bu tablo, gerçek gazeteciliğe zarar vermektedir.
Özgür Basın ve Demokrasi İlişkisi
10 Ocak 1961 tarihi, basın emekçileri açısından tarihsel öneme sahiptir. 212 sayılı yasanın gazetecilere sağladığı haklar bugün büyük ölçüde uygulamada ortadan kalktı. Basın özgürlüğü ve ifade özgürlüğü, demokratik toplumların vazgeçilmez unsurudur. Bağımsız ve özgür bir basının halkın haber alma hakkının teminatıdır.
212 Sayılı Yasa ve Basın Özgürlüğü
212 sayılı yasa; gazetecilerin sigortalı çalışmasını, kıdem ve ihbar tazminatı haklarını, izin haklarını ve en önemlisi gazetecilik faaliyetlerini özgürce yapabilmelerini güvence altına almıştı. Ancak gelinen noktada, basın emekçilerinin çalışma koşulları ve mesleki güvenceleri, ne yazık ki 1961’in bile gerisindedir. Bu nedenle 10 Ocak’ı bir bayram olarak anmamız mümkün değildir. Özgür basın yoksa, demokrasi de eksik kalır. Halkın sesi olan bağımsız basın, düşünce ve ifade özgürlüğünün en güçlü aracıdır. Bu nedenle ülke olarak, basının sorunlarını görmezden gelmek yerine, el birliğiyle çözmek zorundayız.
Gelecekteki Umut: Basın Bayramı ve Basın Onuru
10 Ocak’ı gerçek anlamda bir Basın Bayramı olarak kutlayabileceğimiz günlere; mesleğimizin onurunu, gazetecilerin haklarını ve basın özgürlüğünü esas alan bir anlayışla, en kısa sürede ulaşmayı temenni ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle tüm meslektaşlarımı saygı ve dayanışma duygularıyla selamlıyorum.”




