2 Şubat’ın bir kutlama günü değil kaybedilen sulak alanlardan ders alma, kalanlar içinse mücadele etme günü olduğunu vurgulayan Başkan Çidem mesajında şu hususlara yer verdi: “2 Şubat 1971 yılında imzaya açılan Sulak Alanların Korunması Sözleşmesini ülkemiz, 17 Mayıs 1994 tarihinde imzaladı. 2 Şubat kutlama değil, Kaybettiğimiz sulak alanlardan ders alma, kalanlar için ise, nasıl kurtarırız diye hesap yapma günüdür. Ülkemiz de son 50 yılda Marmara Denizi kadar bir sulak alanı kaybettik. Hani Doğada her canlının yaşama hakkı vardı? Yaklaşık 40 yıldır, günlük çıkarlar uğruna milyonlarca canı yok ettik. Bölgemizde ki en çarpıcı örnek Ergene’dir. Yaşı yarım asrı devirenler doğaya çıktıklarında ‘bizim zamanımızda şurada pınar, şurada kaynak vardı, pırıl pırıl su akardı’ diye söze başlarlar.

“Ergene Kaynakları Mutlak Koruma Altına Alınmadan Yapılan Her Yatırım Beyhudedir “
Ergene de tutulan yayın ve sazan balıklarını anlatırlar. Yüzmeyi orada öğrendik derler. Peki şimdi neden balık yok? Neden yüzemiyorsunuz dediğinizde.. Verilen cevap “çok kirli”, “Çok kötü kokuyor”. Çünkü Ergeneden su değil, sıvı akıyor.İyi de, temiz olan su ve içinde ki yaşam neden yok oldu? Kim yok etti? Asıl sorun da burada. Ergene yok edilirken, herkes temizlenecek diyor. Ergene kurtulacaksa kurtarmaya önce kaynaklarından başlanmalı. Ergene kaynaklarının bulunduğu Istrancalarda yüzlerce taş ocağı, binlerce RES var. Ergene kaynakları mutlak koruma altına alınmadan yapılan her yatırım beyhudedir.
![]()
“Planlama Doğru ve Bilimsel Olmalı”
Doğal varlıkların yok olmasında ki en büyük etken yanlış planlamalar ve bu planları yapanlar ve onaylayanlardır. Yanlış planlara dava açınca da “Bunlar her şeye karşı çıkıyor” hemen bir uyduruk yafta takıyorlar. Yatırım düşmanı, bölücü, marjinal guruplar v.b. diyorlar. Bizler sadece “yaşamı savunuyoruz”. Yaşam için de milyonlarca yıldır, yaşam kaynağı olan doğal varlıklarımızı korumak ve gelecek nesillere yaşanabilir bir Dünya bırakma derdindeyiz. Dünyanın en önemli sulak alanlarından İğneada Longozu’nun 2012 Yılında RAMSAR kapsamına alınacağı ilan edilmiş, ancak daha sonra İğneada unutulmuş, yok sayılmış ve yok sayılmaya devam etmektedir. 2012 den sonra, Termik, Nükleer, Liman ve barajlar ile gündeme gelmektedir. İğneada RAMSAR kapsamına alınmalı, tüm Dünyaya tanıtılmalıdır. Çünkü, Dünya’da Amazon ve Afrika Kongo’sundan sonra bu ölçekte en büyük subasar(longoz) ormanı, ülkemizde, ilimizde İğneada beldemizdedir.

İğneada bölgesinde Küresel Çevre Fonu ve AB katkılarıyla Milyon dolarlık projeler yapıldı. Hazırlanan dosyalar UNESCO ya sunulacaktı. Sunulmadı. Yıllardır sunulmuyor. Sorduk, Neyi bekliyoruz..? Cevap. “ Proje sahasının biyosfer alan olarak kabul edilmesine yönelik bir Biyosfer Alan Adaylık Dosyası hazırlanmış ancak UNESCO MAB Komisyonuna sunulmamıştır.” Deniyor.
Gerekçe Ne?
Ülkemizin koruma değeri olan sahalarının etkin korunması yönetimi gereken etki ve yetkiyi sağladığından Unescoya sunup Biyosfer Rezervi statüsü verilmesine gerek duyulmamış.
Buna gerek duyulmadığı için Istrancaların her tarafı paramparça oldu. 1/3 BG de olan Istrancalar bir bütün olarak korunurken, Bizim 2/3 Istrancalar talan ediliyor. İğneada longoz ormanları için de verilen cevaplarda RAMSAR kapsamına alınma çalışması devam ediyor muş.. Yıllar geçti. Geçmeye devam ediyor. Yok edildikten sonra, Ergene misali nasıl temizleriz, nasıl kurtarırız için milyonlar harcamak gerekiyor. Aslında korumanın maliyeti sıfır. Hiçbir şey yapma. Doğayı kendi haline bırak.”




