Kırklareli DOKU Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Göksal Çidem, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla basın açıklamasında bulundu.
Çidem; “Dünya barış gününde doğayla barışalım. Doğayla barışmak, doğadaki tüm canlılarla barışmak olacak. Ormanlarla barışalım. Oksijen çadırını yıkmayalım Toprakla barışalım, Gıda güvenliğimizi sağlayalım. Aç kalmayalım Su ile barışalım. Yaşamın temeli olan suyumuzu koruyalım. Doğayla barışalım, doğal varlıklarımızı koruyalım” dediği açıklamasında şu ifadelere yer verdi;

“Çoklu orman yetmezliği, Doğanın çoklu organ yetmezliğidir. Çoklu orman yetmezliği, çoklu organ yetmezliğinin nedenidir. Canlı yaşamın sonudur. Ekolojik yıkımın parçası olmayalım. Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak hepimizin anayasal sorumluluğudur.
Aldığımız nefesten, içtiğimiz suya, yaşadığımız topraklara kadar koruyalım. Her şey para değildir. Doğal ve sosyal yaşamın temeli doğayla barışık bir yaşamla mümkündür. Barış yalnızca insanların birbirine silah doğrultmaması değildir. Barış, insanın yaşadığı toprakla, suyla, ormanla, hayvanlarla ve bütün canlılarla kurduğu ilişkidir.
Bir ormanı yok ederek, bir derenin yatağını değiştirerek, su kaynaklarını kirleterek, tarım topraklarını betonlaştırarak, yaban hayatının yaşam alanlarını parçalayarak barıştan söz edemeyiz. Çünkü doğaya açılan her savaşın bedelini yine insan öder. Bugün Trakya'da, özellikle Istrancalar'da, ormanlar, su havzaları, tarım alanları ve yaban hayatı her geçen gün daha fazla baskı altında.

Taş ocakları, maden projeleri, enerji yatırımları, yollar, sanayi alanları ve plansız yapılaşma; yalnızca ağaçları ve toprağı değil, bir yaşam sistemini tehdit ediyor. Oysa Istrancalar sadece bir dağ silsilesi değildir. Istrancalar; suyumuzdur, ormanımızdır, tarımımızdır, arılarımızın ve yaban hayatının yaşam alanıdır, Trakya'nın doğal kalkanıdır.
Doğa sadece yaşamak için alan istiyor. Biz ise doğanın bize ait olduğunu sanıyoruz. Oysa gerçek tam tersidir: Biz doğanın sahibi değiliz. Biz doğanın bir parçasıyız. Ormanlarla barışalım. Sularla barışalım. Toprakla barışalım. Yaban hayatıyla barışalım. Arıyla, kuşla, böcekle, ağacın köküyle barışalım. Ve en önemlisi, gelecek kuşaklarla barışalım.
İnsanların yaşam hakkı ne kadar kutsalsa, doğanın yaşam hakkı da o kadar önemlidir. Bir dereye yaşam hakkı tanımadan, bir ormana yaşam hakkı tanımadan, bir yaban hayvanına yaşam alanı bırakmadan, bir arının yaşayabileceği çiçekli alanları yok ederek gerçek anlamda sürdürülebilir bir gelecek kuramayız. Bu nedenle çevre mücadelesi yalnızca çevrecilerin mücadelesi değildir.
Bu mücadele; çiftçinin, arıcının, ormancının, balıkçının, çocuğunun geleceğini düşünen anne babaların, kısacası yaşamı savunan herkesin mücadelesidir. 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde bütün siyasi partilere, kamu kurumlarına, yerel yönetimlere, yatırımcılara ve toplumun tüm kesimlerine çağrımızdır: Doğayı bir kaynak deposu olarak görmeyin. DOĞAMIZ VARLIKTIR.
Her ormanı kesilecek ağaç sayısıyla, her dereyi kullanılacak su miktarıyla, her dağı çıkarılacak maden miktarıyla, her yaşam alanını ekonomik değerle ölçmeyin.
Istrancalar'ın artık daha fazla parçalanmaya değil, korunmaya ihtiyacı var. Trakya'nın su güvenliği, gıda güvenliği ve ekolojik geleceği açısından Istrancalar'ın bütünlüğü korunmalıdır. Yeni projeler değerlendirilirken yalnızca yatırım maliyeti ve ekonomik getirisi değil; su havzaları, orman ekosistemleri, tarım alanları, yaban hayatı, arıcılık, biyolojik çeşitlilik ve gelecek kuşakların yaşam hakkı birlikte değerlendirilmelidir.
Çünkü doğanın taşıma kapasitesini aşan hiçbir yatırım gerçekten sürdürülebilir değildir.
1 Eylül Dünya Barış Günü'nde sözümüz olsun: Doğayla barışacağız, suyu koruyacağız, ormanı koruyacağız, toprağı koruyacağız, yaban hayatını koruyacağız ve geleceği savunacağız.”





