Dostlarım, içinde bulunduğumuz sonbahar (hazan) mevsimi acıların, sevinçlerin ve doğanın görünüm değişikliğinin başladığı andır.
Dostlarım, içinde bulunduğumuz sonbahar (hazan) mevsimi acıların, sevinçlerin ve doğanın görünüm değişikliğinin başladığı andır. Bir nevi hedef küçültmedir. Soğuklar: fakire yokluk bulutlanmalarını ince, ince hatırlatır. Çiftçilere ekim zamanını, tüm insanlığa yaprak dökümünü ve göçmen kuşlara, göç zamanını, kışın habercisi olarak birkaç defa ikazlar da bulunur. İnsanoğlu zaten yaşadığı yerin iklimine göre bu olayları tecrübe etmiş olarak ne yapacağını da biliyor. Ancak Allah, ihmal ve gamsız olanlara bir daha hatırlatıyor.
Şimdilerde para bir daha kendinin ne çok değerli olduğunu anlatırken, fakir insanların bu zor mevsimi nasıl geçireceği yüreğimin kanayan yarasıdır. “Fakiri döv ama elbisesini yırtma” sözü ne çok açıkça bu durumu bir daha anlatıyor. Gerçi teselli parası da veriyorlar.
Sokaktaki canlılık benim çok değer verdiğim bir olgudur ki yaşamın ayarını oradan yaparım. Tanıdığımız olsun olmasın, her hangi bir kişiye sokakta, şöyle bir soruyu nazik ve nezakete uyumlu bir şekilde soralım:
Soru: Nasılsın arkadaş?
Cevap: İyiyim.
Ya sen nasılsın?
İyiyim, diyoruz.
Cevap, onurlu ancak kapalıdır. Bir o kadar da doğru değildir. Samimi bir cevap asla hiç de değildir. Şu günler de hangi insanın ekonomisi çok iyi ki. Her kişi dertli ama iyiyim diyor. Tanıyorum, iyi olmadığını biliyorum ama niye böyle diyor, siz cevabı biliyorsunuz. Derdini anlatacağı biri olsa, hem selamı içtenlikle alacak, hem de dertleşecek. Dertten anlamayan ve çözüm tarafında olmayan birine ancak geçiştirici olarak iyiyim diyor. Güven yok ki. Yalınız, bazı ahlaksızların da dalga geçmek için, o malum soruyu sorduğunu biliyoruz. Saygı ve sevgiyi politikayla karıştırdığı da bu sorunun içinde apaçık görülmektedir.
Densizin cebinde, nasıl kazandığı bilinmeyen parası var. Fakirle oyun oynamakta ve garipten vitamin almakta bunu da bir hüner sanmaktadır.
İnsanın, insana inancı kayıp olmuştur. Zira inanç tam anlatılamamıştır. Beynamazlar çoğalmıştır. Bu durumun yanında bir de ukalâ oluşumuza ne demeli. Adamın ilimden, bilimden ve yürüyen yaşamdan haberi yok. Ağzı var.
“Kişiyi nasıl bilirsin, kendim gibi” / anonim
Sözüne bir bakalım. Anlamını şöylece açabiliriz. O kişi kendi karakteri ve yaşam tarzı ile nasılsa, herkesi de kendi gibi görüyor ve öyle davranıyor.
Sözgelimi:
Temiz insan, insana temiz ve saf duygularla bakar. Namussuz insan da insana namussuzca bakar. İşte yol ayrımı budur ve ikisinin arasındaki çizgi. Tüm insanlar kötümü asla. Senin gibi düşünmeyenler kötümü. Hayır, hayır. Ben ne diyorum siz zaten anlıyorsunuz. Denge yine de kâmil insanlarla yürümektedir. Bence sınırda ki çizgi önemlidir. !!!!
“Doğru düşünüp doğru söylemek gerçek insan kimliğidir”
Mustafa ERMİŞ
İnancın ilk emri Okumaktır. Okumadığımız gibi mantıklı zannettiğimiz kahvehane bilgileriyle bilmişlik taslayıp, insan hayatıyla oynuyoruz. Bu modeller aramızda fazlaca var. Okuma özürlü bir toplum olalı epeyce bir zaman geçti. Ne acıdır ki insani değerlerimizi kayıp ettik. Dil ve din de bozulmalar olduğu sürece bu model dalkavuklar yaşamı karartmaya devam edecek korkusunu taşıyorum. Çalışıp kazanmaktan çok, hazır yeme yolunda olanlardan da bu toplum hak etmediği şekilde rahatsızdır. Bu karanlık duruma şifayap ilaç henüz yok. Nereye kadar sürer bilinmez. Böyle de insan olunmaz ki.
Adam koşu atlarının soyağacını ve hangi sahada ne kadar zamanda koşar, kaçıncı gelir biliyor ama dedesinin adını bilmiyor. Korkarım ki gün be gün bu modeller artıyor.
Amacım; inatla yazmaya, direne, direne doğru düşünen ve doğru söyleyen kimlik yaratmak için, doğrunun peşinden koşmaktır. İnatla “Salih’in devesi kıssasını” anlatmaya devam edeceğim. İnsana hizmettir bana özel ibadettir. Saygılarımla.
neşe’m doğduğunda
onu kollarıma aldım,
dama çıkıp hey komşular diye haykırdım,
gelin görün bugün içimde neşem doğdu.
görün,
görün güneşe gülümseyen,
şu tatlı şeye bakın….
ancak komşularımdan hiçbiri,
neşemi görmeye gelmedi,
çok şaşırdım çok….
ve altmış altı yıl boyunca,
damdan, tepeden, dağdan,
köyden, kasabadan, sokaktan neşemi haykırdım,
demişler ki duymadık,
meğer sağırlarmış
hiç kimsenin umurunda değildik.
bizi kimse merak etmedi,
ziyaretimize hiç kimse gelmedi,
yalnız kalakaldık….
bir gün neşem yoruldu,
sararıp soldu.
zira benim kalbimden başka,
onun güzelliğini,
başka hiçbir kalp görmedi
ve benim dudaklarımdan başka,
hiçbir dudak onun dudağından öpmedi…
ve eyvah,
eyvah neşem yalnızlıktan ‘hak’ka yürüdü.
şimdi sadece hüznümü hatırlarken,
ne yazık ki
bu
ses hiç duyulmayan bir güz yaprağından
başka bir şey değildi.!!!
0 şubat 2010
Sözgelimi Kitap Say:34
Mustafa ERMİŞ
Halk Şairi Ressam