Türk Dil Kurumu'nun tanımına göre, kültür; tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan maddi ve manevi değerlerin, sonraki nesillere aktarılmasında kullanılan araçların bütünüdür.

Kültür sözcüğü Latince culturadan geliyor. Cultura, inşa etmek, işlemek, süslemek, bakmak anlamlarına gelen Colere’den türetilmiştir.

Kültür bireyler arası uyumu sağlayan, toplumu bir arada tutan ve bir nesilden diğerine aktarılan bir sosyal miras sistemidir.

Kültür, dil, din, gelenek-görenek, sanat, dünya görüşü gibi unsurları içererek bir milletin ortak yaşanmışlıklarını ve değerlerini temsil eder.

Kültür veya ekin; Toplumların kendilerine özgü olan ve gelecek nesillere aktardıkları maddi veya manevi her şeydir. İnsanlık ve insana ilişkin bir kavram olarak kültür; tarih içerisinde yaratılan yüce bir anlam ve çok önemlionurlu yaşam sistemidir.

Kültürleme: Toplumun bireyleri kendi kültürünü benimseyecek şekilde eğitim ve öğretim ile sevdirilip etkileyerek değiştirmesidir.Gelişen ve yeni gelişmekte olan toplumlar için en önde önemli kavramdır. Bu konuda güzel düşünceler resmileştirilip uygulama konmalıdır

Ben somut olmayan kültürel miras taşıyıcısı olarak; bu yazıyı yazmakta çok geç kaldığımıbiliyorum. Bizden önce daha geniş ve daha etkili yazan büyüklerimiz olmuştur. Ancak hızla değişip gelişmeye çalışan, iletişimle yürüyen sosyal hayat milletlerin kültürlerini bozmaktadır.

Kültürel Yayılma:Tüm Dünyada kültür öğelerinin dıştan içe veya içten dışa başka kültürlerden etkilenmesi yada başka kültürleri etkilemesi şimdilerde en tehlikeli harekettir. Hatta savaşlar çıkaran olgudur.

Kültürlenme:Birey ya da toplumsal grupların birbirini etkileyerek geleneksel kültürlerine yeni ve özgün katkıda bulunmaları sürecidir. Bizde kültür İslâm öncesi ve sonrası diye incelenmelidir. İslam öncesi devre ait eski sanat gelenek ve göreneklerini terk etmediklerini görürüz. Bu durum Türk sanatının hiçbir zaman milli vasfını kaybetmediğinin delilidir. Üç kıtaya yayılan Türk milletinin geniş bir tarihi ve kültürü yanında kendine has zengin bir sanatı vardır. Orta Asya da tarih sahnesine çıkan ve muhtelif adlar altında kendini gösterir.

Farklı toplumlarda yetişmiş birey ve grupların birbiriyle etkileşime girmeleri sonucu her ikisinin de sosyal değişmesine ve yakınlaşma ile yeni bir kültür bileşimini ortaya çıkarabilir. Ancak köklü milletler kendi kültüründen asla vazgeçmez. Tam da burada kültürleme nedir sorusunun cevabı ortaya çıkmaktadır.

Kültürel bütünleşme yaşanır mı bilemem. “Ne olur, ne olmaz” bilinmez ancak toplumlarda kabul gören, yepyeni bir kültür ögesinin, toplumların kültür yapısı ile uyumlu bütünlük sağlayacağını da düşünmeliyim. İşte o zaman neler olur bilinmez.

İşte tam burada kültür şokundan bahsetmeliyim. Kendi kültürel ortamından ayrılan bireyin farklı bir kültürel ortamda karşılaştığı uyum güçlüğünün verdiği sıkıntı asla çekilmez olacaktır. Memleket hasreti, çocukluğunun geçtiği toplum içten içe geri dön çağrısı yapacaktır.

Zorla kültürleme ya da asimilasyon; En kötüsü de birey ya da toplumun kültürel değerlerinin başka bir kültür tarafından zorla değiştirilmesidir.Kültürel özümseme ortaya çıkmaktadır. Birey ya da toplumun başka bir kültürü yaşanan süreç içinde kendine benzetmesi ve egemenliği altına alması korkunçtur. Yani kültür emperyalizmi güçlü ülkelerin güçsüzleri ezmesi ya da kültürün bir siyasi propaganda ve kültürel sömürü aracı gibi kullanmasıdır.

Kültürel Yozlaşma:Toplumların kendi öz kültürlerine sahip çıkamayarak unutmaya başlaması ile diğer kültürlerin, kültürel etkileri altında kalarak kendi kültürlerini, davranış biçimlerini kaybedip kültürel bütünlüğünün unutulması olayıdır…

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre kültür; ekin (eski dilde) hars denilmektedir. Tanımı; tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü olarak anlatılmaktadır.

Sosyolojik olarak, kültür bizi saran bir yaşam biçimi olarak insanlardan öğrendiğimiz kısaca toplumsal mirastır. Gelişimi ikili bir süreç ile başlar.

İlk süreçte insan pasif ve alıcı konumdadır. Belli bir coğrafi çevrede yaşıyor, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını orada gideriyordur. Doğayla kurulan bu öncül ilişki, yani ihtiyaçları doğrultusunda edindiği bilgi, dili, davranışları ve maddi üretim ve tüketim aletleri kültürün yaratılmasında birinci aşama olarak karşımıza çıkar.

İkinci aşamada ise insan alıcı konumdan çıkar ve üretmeye başlar; yani yaşadığı çevreye etkin ve aktif bir güç olarak katılır. Kültür birikimle birlikte ivmesi artan bir toplumsal yapı bileşenidir. Giderek her nesil miras aldığı kültüre maddi ve manevi bir katkı yapar ve onu kendinden sonrakilere miras bırakır.

Bireyler için ise yargılama, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenme ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimine o kişinin kültürü denir. Bireyin edindiği bilgileri anlatmak için de kültür sözcüğü kullanılır. Saygılarımla.

Mustafa ERMİŞ

Halk Şairi-Ressam