Bütün dünyada yaşayan her toplum ve ülkelerin kendilerine ait, mülkiyet kavramları kendi anlayışlarına ve ya yasalarına göre mülkiyet hakları vardır.
Bütün dünyada yaşayan her toplum ve ülkelerin kendilerine ait, mülkiyet kavramları kendi anlayışlarına ve ya yasalarına göre mülkiyet hakları vardır. Mülkiyet hakkının olmadığı toplumlarda da kısmi mülkiyet vardır. Ancak barış içinde yaşamak ve toplumların birbirlerine karşılıklı saygı duyarak yaşaması için evrensel hukuk ilkeleri içinde mülkiyet hakları da belirlenmiştir. Mülkiyet nedir, kısaca şöyle tarifler yapabiliriz.
Mülkiyet Hakkı: Bir taşınır ve ya taşınmaz mal üzerinde tasarruf etme, kullanma ve faydalanma hakkıdır. Yani sahip(malik) olma hakkı. Çoğunlukla mülkiyet hakkı, insanların en tabi haklarından biridir. Ayni haklardan olup sahibine tam ve en geniş yetkiler veren haktır.
Mülkiyet hakkının konusu sadece maddi malları(eşyaları) kapsar. Maddi olmayan malları kapsamaz. Yani fikir ürünü şeylerde mülkiyet olmaz.
Fikri Mülkiyet Nedir: Bir kişiye ve ya kuruluşa ait olan bir fikir ürünüdür. Söz konusu kişi ya da kuruluş sonradan, bunu serbestçe paylaşmayı veya kullanımını belirli biçimlerde kontrol etmeyi tercih edebilir. Çok önemlidir. Sahiplenme ve kazanç sağlamak vardır. Fikri mülkiyet korunmalıdır. Kimlerin yararlanacağı da bilinmelidir.
*Mülkiyeti hukukçular; “Kutsal ve mutlak bir hak olarak”,
*Mülkiyeti ekonomistler; “Sosyal düzenin koruyucusu, mutluluğun temeli ve akılcı davranışın koşulu olarak”,
*Mülkiyeti anarşizmin kurucuları da; “Alabildiğine gösterişli ve pırıl, pırıl üslubunun ötesinde asıl vermek istediği, mülkiyetin tarafları ile karşıtları arasında süren mücadelede doğru yönü göstermektedir” diye benzer tarifler yapmışlardır.
“Benim olan nedir?
Benim olmayan nedir?
Bana verilen nedir?
Hakk’ın yapmamı istediği şey nedir?
Yapmamamı istediği şey nedir?
İnsanların ne yaptıklarını ve ne dediklerini küçük görmek ya da tenkit etmek asla değil ben kendi kendime şöyle diyorum: Aynı hataları bende işliyor muyum? İşliyorsam, bu yanlışlıklardan ne zaman vazgeçeceğim? Kendimi ne zaman onurlu yaşamak yoluna sokacağım, derken gerçeğe giden yolu buldum diye düşünüyorum.
Büyük Yaralar Açan Hatalı Örnekler:
Günlük yaşamda insan ilişkilerine bakınca “ben-benlik-para”yı öncelikli ve benim ilklerim diyenleri hemen her yerde görebilirsiniz. Bu kişiler ve kurumlar kendi çıkarları doğrultusunda hiçbir engel tanımıyor ve de en acımasız şekilde karşısındakini ezip geçerek alacaklarını alıyorlar. Bu model bakanlar zaten çoğunluktalar. Haklıyı ve haksızı ayırmak yok. Hakk’ın adaletini ve ya gün ola hesap sorulacak diye de düşünmüyorlar. İnsana ve dünyaya bu şekilde bakan modeller toplumların hemen hepsini cahil, aklı ermez, bana biat edecektir, zira başka çareleri de yoktur diye düşünmekteler.
Bulundukları toplumu ya da milleti kendi mülkiyeti olarak görmekteler. Bunlar “Zaman geçirme odaları” dediğim(Kahvehaneler) yerin krallarıdırlar. Yani herkes akılsız, bir onlar akıllı. En çok onlar biliyorlar. Huzur onların elinde ve sanki gerçeğin terazileridirler. Bunların bir kısmı pembe gözlük takıyorlar. Ne yazık ki çalışmadan kazananlar ile aynı safta ve aynı düşünde görünmekteler. Her kişiyi alma ağacı görmekteler yani her kişiyi kendi mülkiyetleri sanmaktalar.
Hâl böyle olunca da toplumlar erozyona uğramaktadır. Siz ne koyarsanız koyun adını ben buna “İnsan erozyonu” diyorum. İnsan erozyonuna uğrayan toplumlar ayrışırlar, çekişirler, inançları bozuldukça da ayrışmadan dolayı, kavgalar başlar. Belki her derde çare bulursunuz ama insan erozyonuna çare yok bulamazsınız. Kul Ermiş, bu konuyu bir cümle ile nede güzel tarif etmiş.
“Ahlaksızlık hastalığına şifayap ilaç bulunamadı.”
Kul Ermiş
Zira insan erozyonu çocukluktan başlamaktadır. Suyu hangi kaba koyarsanız onun şeklini alır. Yani yanlışı; yanlış doğurur. Eğitim yanlış olunca beyinler de yanlışı taşımaya devam eder diye düşünmekteyim.
Kısaca insanlar kendilerini her gün yenilemelidir. İlim-bilim öğrenmeli ve birlikte beraberce yaşamayı öğrenmelidir. Okumayan insan, başkalarını dinlerken doğrumu-yanlış mı diye yorum yapma sansı da yoktur zira o, ne söylediyse ona inanır onu yapar ve onu anlatır.
Zaman geçirme odalarında(kahvehanelerde) duydukları yalan yanlış muhabbeti başkalarına doğruymuş gibi anlatırlar. Kendini unutan ve okumayan insan başkasının uydusu olacaktır.
Asırlardır insanoğlu şöyle bir yanlış yapıyor: Bir iş, bir unvan, bir memuriyet, bir meslek, bir imtiyaz, bir görev vs yaparken, diğer insanları kendi mülkleriymiş gibi görerek tüm dengeleri bozuyorlar. Bu bozulmadan dolayıdır ki her kişi bir çıkış yolu aramakta ve en güzel değerleri çiğneyerek ezmektedir.
Sözgelimi:
Kendisi hariç, her kişiyi alma ağacı gibi, kendi mülkiyeti olarak görmek,
Kendisi hariç, her kişiyi cahil ve kendi mülkiyeti olarak görmek,
Kendisi hariç, her kişiyi inançsız ve kendi mülkiyeti olarak görmek,
Kendisi hariç, her kişiyi suçlu ve kendi mülkiyeti olarak görmek,
Kendisi hariç, her kişiyi hasta ve kendi mülkiyeti olarak görmek,
Kendisi hariç, her kişiyi soyulacak kişi ve kendi mülkiyeti olarak görmek,
gibi birçok cümleler kurmak ile en hafif örnekler verebiliriz ki bu örnekler her kişiyi ilgilendiriyor. Yasalara göre suç sayılanları zaten anlatmaya gerek yoktur. Bilmem anlatabildim mi? Cahil gücün hortlayıp yaşamı zorlaştırdığı da ortadadır. Saygılar.
Not: “Telif hakkı yazarına aittir.”