Türkler’ de kadın, erkekten değerlidir. Evin asıl sahibidir. Kadınlarımız; analarımız, bacılarımız, eşimiz, kızlarımız yani akıp giden yaşamda olmazsa, olmazımızdır.
Türkler’ de kadın, erkekten değerlidir. Evin asıl sahibidir. Kadınlarımız; analarımız, bacılarımız, eşimiz, kızlarımız yani akıp giden yaşamda olmazsa, olmazımızdır. Kadın+Erkek=Bir Bütün’dür. Birbirini tamamlayan iki eşit yarımdır.
Eski Türkler de kadın: Önde gider, yemeğe ilk önce o başlar, miras kız çocuğuna kalırmış. Göçebelik devrinde bile kadın, o çağın ideal erkek tipi olan ALP gibi imişler. Ata biner, silah kullanır, düşmanla dövüşür ve evinin namus bekçisidir. C.Kutay, Tarih konuşuyor 1964 S:4 Sh:389- da şöyle diyor: “Daha sonraları kör olası Rus ve Arap düşünceleri iki yanlı gelmişler, bizim olmayan nice, nice duygular getirip içimize salmışlar”.
Altay Sıra Dağların da, bir dağ var ki; “KADIN” namı ile anılır ve bilinir. Mevsimler de havaların ‘değişimin’ de ağlamaya benzeyen bir yüksek ses çıkarır. Bu konuda yazılıp söylenenler pek çoktur. Destanlar, şiirler, hikâyeler ve anılar. En çokta kadının sadakati ve eşlerin acıları, yani yarım kalmaları konusu işlenir. Hatta erkek dağdan bir istekte bulunur: “kadınım için sen kıyamete kadar benim için ağla ve beni de ağlat”. “Kadın Dağı” kadınlığın şerefinin ifadesi ve sembolüdür.
Yazılı kaynaklara göre; cahiliye devrinde Araplar kız çocuklarına hiçbir değer vermez, doğar doğmaz hemen kuma gömerler diri, diri öldürürlermiş. Eski Yunan, Eski Arap ve Acemler ile daha pek çok ülkeler de kadın, mal gibi alınır, satılırmış.
Kur’an-ı Kerim 4.Nisa “kadınlar” suresi ayet; 33-34 iyi kadının itaatli olması, serkeşlik ederse öğüt edilmesi, söz dinlemezse yanına gidilmemesi söz dinleyen kadına zulüm edilmemesi kaydedilir.
Ancak: Kur’an-ı Kerim erkekleri kadından üstün sayan bu ayetinde geçen “Rical=Erkekler” sözü Bektaşilikte “Erler, erlik aşamasına ulaşmış olanlar” anlamına alınmış olup, kadınlardan da bu aşamaya varanlar erkeklerle bir ve eşit görülmektedir. “Erlik makamına ermek” önem taşımaktadır.
Eski Türkler de kadına çok saygı gösterilirdi. Han ve Hanım tahta yan yana otururlardı. Beg ve Begim beraberce buyruk yürütürdü.
Cengiz töresinde de kadının yeri çok büyüktü. Mirastan daha çok pay alır, otağda yemeğe önce kadın başlardı. Erkekle kadının farkı yoktur.
Bir ulusun yarısını oluşturan kadınları aşağı görmek, ancak o ulusu geriletir. İnsaf ile düşününce kadının hayata katkısı yarıdan da fazladır. Soyun çoğalmasında, erkek onun gibi hayatını tehlikeye koymaz. Yaşam beraber yürürken gebelik, doğum, emzirme ve bakım farkı bile kadını bir adım öne götürmeye yeter.
Hz. Peygamber: “En hayırlınız, eşlerine iyi davranandır” buyurmuşlar. Cahilliğin önünü kesmeye çalışmışlardır. Durumu inceleyerek el koymuşlardır.(Yeni doğan kızların ölümünü annelerin seyretmesi bile sağlanırdı.)
Eski Avrupa da kadını hayvan gibi, eşya gibi mal saymıştır. Son yüzyıl düşünür ve filozoflarında bile bu durum sürüp gitmiştir. Örnek:
Proudhon: “Kadın, insan ile hayvan arasındaki birleştirici noktadır” demiştir.
Filozof Schopenhauer: “Kadın dayak yemek, güzel beslenmek ve hapsedilmek için yaratılmış bir hayvandan başka bir şey midir? Kadının saçı uzun fikri kısadır” demiştir. (Kay: Celal Nuri: Kadınlarımız,1332H.İstanbul, S,52)
İslamlık kadını gerek sosyal gerek ekonomik şartlar bakımından erkek ile eşit görmüştür. Fakat İslam topluluğunda kadını aşağılayan, İslamiyet değil, softanın bilgisizliği ile ne acı ki İslamlığa karışan uydurma adetlerdir. Halbuki hiçbir din kadını İslamlık kadar yüceltmemiştir. Hele bu günün Türkiye’sinde ona her bakımdan yasal eşitlik tanınmıştır.
Bu gün kadınlarımız hak ettikleri yerdeler mi? Hayır. Ancak kadınların mutlaka okuması ve de bilgili olması şarttır. Yasadan, yaşamdan, onurlu insandan, insan haklarından haberdar olması gerektir. Sanki, anne olmak yetiyor mu? Bilinçli anne olmakla, etrafına en iyi ışığı vermek istekleri ne zaman gerçekleşir dersiniz. Kadın erkekten daha da çok bilgi sahibi olmalı ve yetiştirdikleri de bilgili, hayırlı olsun. Hiç bir zaman unutmayalım ki “ne ekersek onu biçeriz”. Hiçbir kadın şuna da güvenmemeli: “Cennet anaların ayağının altındadır”. Bu söz çok doğrudur. Ama hatasız ve günahsız insan da yoktur. Yalnızca bağışlayan vardır.
Bartınlı kadın Ressam Dilek Özmen şu yukarıda ki işlediğim düşünceleri, kadının dününü ve bu gününü tam anlamıyla, aşamalarıyla şahane resimlemiş ve de ağıtlamış, bu güne getirmiştir. Kadına verilen değeri bu kadar gerçeğiyle anlatımından dolayı saygılarımı sunmak isterim.
“Kadınlarını okutmayan millet yükselemez” diyen beyine kurban olayım. Her şeyin başı eğitimdir. Zira iyilik ve kötülükte eğitimle başlamıştır. Bu cümleden olarak “Ara bul” diyen o yüce evliya boşa söylememiştir. Doğru bilgiyi bulmak için okumak lazımdır. “Kadınım sen evde otur ben ekmek getiririm” diyen erkek ne hâldedir acaba? Sen çocuklara bak yeter. Bu sözler ekonomik durumlar karşısında erimiştir. Artık bir ailede iki kişi çalışırsa geçimlilik oluyor. Kentte yaşam zordur. Köyde de toprağın yoksa vay haline…
Kadın erkekle-erkek kadınla bir bütündür. Bir ailenin, bir toplumun, bir ulusun en sadık bekçileri ve muhtarı kadındır. Bu yüzdendir ki ikinci sınıfta algılamak en büyük yanılgıdır.
Kadınlar, erkeklerle ilgili gizli edebiyat bilirler ve kendi aralarında birbirlerine anlatırlar. Erkekler, kadınlarla ilgili gizli edebiyat bilirler ve kendi aralarında birbirlerine anlatırlar. Ancak bu sohbetler hiçbir zaman zarar verici olamaz. Zaten bir kısmı da müstehcendir.
Ey anam. Ey kız kardeşim. Ey eşim. Ey hanımefendiler. Ey kadınlarımız ve kızlarımız; yeter artık deyip kendi yasal haklarınıza sahip çıkın. Evde ve sokakta dayak yemekten kurtulun. Kendinize bir soru sorun: “ben niye bu hâldeyim” deyin… Kabahat her iki tarafta mıdır?.
İşte O
“Annem Huri Ermiş’e”
Herkesin önünde güneşe haykıran kız,
Şu kapının eşiğinde oturan,
Yaşlı kadın var ya,
Karınları yırtılmışların, gecesine seslenen,
Hayatı iple çekip götüren,
Bin kez daha değerlidir,
Dünyanın yedi harikasından…
Göklerin sessiz katliamına rest çeken kız,
Şu kapının eşiğinde oturan,
Yaşlı kadın var ya,
Gözleri takılı kalmış gelecek yarınlara.
Asasıyla vuruyor dünya toprağına,
“İyi su” diyerek sevgi sunuyor,
Hayatı yeniden başlatmak uğruna,
İnsanlığa bakarak, insana sesleniyor,
Yılları deviren kahraman…
Baharda elbisesini yırtan kız,
Şu kapının eşiğinde oturan,
Yaşlı kadın var ya,
Önünde, tahta bir sofra,
Üstünde ekmek, bir de bıçak,
Kesip, kesip dağıtıyor insanlara.
Işıyan yeni günle, bana umut getiren,
İşte O benim Anam….
“Uzun Yol”
Mustafa ERMİŞ