Dalkavukluk; karakter zafiyetinin ve şahsiyet noksanlığının açık bir işaretidir.

Dalkavukluk; karakter zafiyetinin ve şahsiyet noksanlığının açık bir işaretidir. İnsanı, insana kul eden ve çok tehlikeli, toplumu adeta bir anda etkileyen, hastalık mikrobu gibi büyüyen, kronikleşen, aynı zamanda da buna paralel soysuzlaşan çok tehlikeli bir afettir.

Dalkavukluk; bazı belirli kaynaklardan aldığı kendine has vitaminlerle toplumda yeşerme ve kökleşme imkânı bularak çoğalır. Azlığı veya çokluğu, vitamin aldığı kaynakların o toplumdaki azlığına veya çokluğuna da bağlıdır. Yalan, abartı, samimiyetsizlik, inançsızlık ve çıkarların ön planda tutulması ile beslendiği en belirgin kaynaklardır.

Bu hastalığa yakalananlar: girdiği aileyi, konuştuğu insanları, üyesi bulunduğu her tür dernek veya partileri, işgal ettiği makamları da, bu sosyal mikrobu taşıdıkları müddetçe derhal dejenere ederler diye düşünüyorum.

Bu model kimselerin maalesef çok kurnazca davranışları teşhise etkili olduğundan, toplum içinde bu gibi kişilerin (modellerin) ayrımı çok zordur. Zaten en başarılı dalkavuk (yalaka) çıkarını, yaltaklandığı kişinin veya kişilerin çıkarları ile en iyi adapte eden ve aynı zamanda en iyi kamufle eden kişidir. Bunlar, en önde olmak, vitrine oynamak ve ben, benden başkasından bana ne diyen hoşafçı modellerdir. Bu kişilerden çok uzak durmalıyız. Hepimizi bu model hoşafçılardan ‘Yaratan’ korusun dilerim.

Tarihte bütün yıkılmış devletlerin enkazında yatan bu hastalık, bence toplum için en tehlikeli ve yıkıcı bir şifasız beladır. Bu “Ahlaksızlık hastalığına şifayap ilaç bulunamadı”, diyorum.

Mert ve yüksek adam beyaz elbise gibidir. Üzerine azıcık bir kir bulaşsa görülür. Münafık ve dalkavuk ise kirli elbiseye benzer. Üzerinde ne kadar pislik ve kir vardır, fark edilmez.

Her devir devlet adamlarının etrafında bulunmak istemişlerdir. Bunlar dalkavukluk yaptıkları kimselerin gözüne; pembe camlı gözlük takarlar. İçeriyi dışarıya / dışarıyı içeriye gerçeklerden uzak olarak tozpembe gösterirler.

Devlet adamı ve devlet adamlığı odur ki: hayata ve olaylara bu gözlükle veya etrafındaki dalkavukların sözüyle bakmaz. Gerçekleri kendi realitesi içinde, vasıtasız görür. Araya giren dalkavukları elinin tersi ile / kendisine güç vermiş milletinin sevgisiyle itmesini bilendir. Dertlerini halletmek için / görev ve vazife aldığı toplumunun dertlerinin hallinde ve o toplumun çıkarları paralelinde, nefsine kolay, kolay yenik düşmez.

Dalkavukluk belirtileri: Etik olmayan bir davranış biçimidir. Kişilerin gerçek değerlerini gizlemesine neden olur. Karar verme sürecini çarpıtır. En önemlisi de toplumsal ilişkiler de güven ve doğruluğu zayıflatır. Kişiler kendi değerlerinden vazgeçerler. Ahlaksızlığın en hafifidir. Yüreksizlerin sığınağıdır. Halkımız bunu şöyle teşhis etmektedir: Dalkavukluk, Yağcılık, yalakalık, yaltakçılık, şaklabanlık vs.

Sonuç olarak: ‘Yaratan’ vatanımızı ve halkımızı özellikle bu modellerden korusun dilerim. Devlet adamlarımıza ve bütün idarecilerimize bu modelleri teşhis, tanıma kolaylığı versin dilerim. Dalkavukların getireceği belaların cezalarını bu asil halk çekmesin.

Hani bir atasözü vardır ya;

İnsan var oturduğu makamı yüceltirken kendini küçültür, insan var oturduğu makamı küçültürken kendini büyültür”. Bu atasözü her kişi için söylenmiştir. Buna benzeyen bir diğeri de her insan için söylenir. İnsan var ailesini mutlu ederek yüceltir, insan var ailesini el içinde dışarı çıkamaz hale getirir.

Bu konuda yazılacak çok şeyler var ancak her şeyin başı öğrenmek, öğretmek ile eğitim almakla olacaktır. Tabii ki insan sevgisi her işin başında geliyor. Saygılar.