Evvel zamanda; doğumdan hemen sonra oda sıcaklığında, yeni doğan çocuk, ebenin gözetiminde ayakaltları, koltukaltları vücudunun diğer yerleri çok dikkatli bir şekilde tuzlanır. 10-15 dakika kadar bekletilirken bu arada yıkanacağı su hazırlanır.
Yıkanacağı suyun içine şeker, temizlenmiş para, altın, bir parçacık fesleğen atılır. Niçin tuzlanır? Koltukaltları ve ayakaltları ile vücudu kokmasın diyedir. Tuzlanıp yıkandıktan tam üç gün sora, ninesi ona dua ile ad verirken üç defa adını kulağına söyler. Doğumdan tam üç gün sonra loğusa anne de yıkanır ki meme vermesi için annesine teslim edilir. Annenin başının üstüne “un eleği” tutularak bebeği emzirmesi istenir. Sütü bol ve kısmeti bol olsun. Asla açgözlü olmasın. Yardımsever olsun dileği dilenir.
İlk konulan ad, göbek adıdır ki artık bu çocuğun bir adının olduğu düşünülerek bu isimle çağrılmaya başlanır. Çocuk bu ismi sık, sık ninnilerde ve kendine hitaplı konuşmalarda adını duyacaktır.
Çocuğa konulan ad genellikle aile büyüklerinden birinin adıdır. Ya da çocuğun annesinin özel istediği bir ad var mı diye sorulur. Ancak yaşayan akrabaların adları verilmez. Çocuk ad verilmeden önce vefat ederse, melek olduğu düşünülür. Her kişi gibi ona da dini törenlerle mezar hazırlanır. Doğumda ve doğum sonrası ölen çocuklara yani uzun ömürlü olmayanlara anne veya babasının adı verilmektedir. Kültürü, dili, ırkı bir olan toplumlar kendi gelenek ve göreneklerine göre ad koyarlar.
Çocuk ilk yıkandığı gün ailesi ve yakınları ile komşularının çağrılı kadınları başka bir odada küçük bir eğlence düzenlerler. Bu küçük törenler kırk gün devam ederdi. Uzun, sağlıklı, şanslı ve rahat bir yaşam dileği ile dualar da okunur.
Çocuk ilk 20 gün içinde, üçer gün ara ile sabahları üşütmeden yıkanır. 20 günden sonrada her sabah ya da 2 gün ara ile üşütmeden 40 gün yıkanır ki çabuk ve sağlıklı olsun dileği ile. Kırkından sonra da haftada iki gün yıkamaya devam edilirdi. 1970 li yıllarda halen kaliteli bezden dikilmiş ‘kundak’la çocuklar belenirdi. Anadolu da bu kundağın içine ılık taşsız toprak konularak çocuk belenirdi. Ilık ve özel bu toprak çocuğun beline kadar ayakları da toprak içinde olmak üzere sarılarak belenirdi. Çocuğun çişini ve kakasını bu toprak kendi bünyesinde toplardı. Kundak bağlanan çocukların(bilinçli bağlamak) bacakları ve fiziğinin çok düzgün olacağına inanılırdı.
Çocuğun yıkandığı suyu gül dibine dökerler ki ömrü gül gibi güzel olsun ama kısa olmasın dileği iledir. Loğusa annenin başına bağlanan kırmızı kurdele veya tülbent kırk gün durur ki doğum yaptığı belli olsun diye. Çocuğun uyurken üzerine sarı renkli tülbent örterler ki sarılık olmasın diye. Anne ve çocuk kırk gün asla yalınız bırakılamaz. Çocuğun başucunda Kur’an-ı Kerim bulunduranlarda vardır.
Çocuk üç gün sonra ancak anne sütüne kavuşur. Bu üç gün çok önemlidir zira anne iyi ve bilinçli beslenmelidir ki sütü çabuk gelsin. Bu üç gün içinde çocuk temiz su ve şerbet ile beslenmeye alıştırılırdı. Yani anne ve çocuk üç gün sonra yaşama istenilen değerlerde katılırlar.
Kırk gün dolunca, ilk defa çocuğun annesi, çocuğunu alarak *kuşluk vakti, güneşe doğru yürüyerek bahçeye veya sokağa çıkar*. Bu önemli yürüyüşte çocuğun yönü güneşe doğru olmalıdır ki güneş gibi aydınlık içinde olsun. Kafası da aydın olsun. Talihi, şansı iyi olsun diye anne dualar eder. Güneşe yürüdükten sonra bu anne çocuğu ile doğruca kendi annesinin evine gider.
Doğumdan sonra ilk defa gelen kızını anneanne karşılar. Eve gelen kızı sağ ayağını eşiğe basmadan içeri atarken anneanne kızının ayağının dibine su döker ve torununun üstüne çok az su atar ki sütü bol olsun ve de torununun ömrü su gibi olsun diler. O anda yıkanmış temiz beyaz yün hazırlamıştır ki çocuğun başına sararak “Ak saçlı ihtiyarlık nasip olsun, çok yaşasın, hayırlı evlat olsun” diye bağırır. Hatta anneanne küçük bir sakal yapıp çocuğa takar ve hazırlanmış olan salıncağa yatırırmış. Toplanan komşular ve akrabalar çocuğu elden ele dolaştırarak severler ve iyi dileklerde bulunurlar. Gelenler çocuğa hediyeler getirirler. Yeni doğum yapmış anneye yumurta verirler: çamaşırları ve bahtı beyaz olsun diye. Soğan verirler: annesinin sütü çoğalsın diye. Ekmek verirler: kısmeti açık olsun, annesinin sütü çok olsun diye. İnanışa göre, kırk gün kutlaması yapılmazsa çocuk obur ve açgözlü olurmuş. Kırkı çıkmadan önce gerçek adı konur ve o şekilde nüfusa kayıt edilir.
Bebeğe Ad Koyma Ritüeli
Bebeğin annesi ve babası meydana alınır. Konulacak isim üzerinde her ikisinin onayı alınarak duaya başlanır.
Genel olarak duaya şöyle başlanır.
“Ey yüce Tanrım; bu çocuk güzel huylu, akıllı, uslu, sağlıklı, hayırlı ve uzun ömürlü, kötülüklerden uzak, rızkı bol, ailesi ile ulusuna tüm insanlığa yararlı aydın bir kişi olsun diliyoruz.
Hz Muhammet Mustafa ve Aliyel Murtaza yoluna bağlı kalarak hayırlı hizmetlerde bulunsun dileriz.
Ey yüce Tanrım, bu dileğimizi senin dostların ve Ehli beytin aşkına kabul eyle. Allah Allah Allah eyvallah”...
Sonra bebeği isim koyacak kişi kucağına alarak meydanda çocuğun kulağına, duyacağı uzaklıkta “Ezan” okunur. Ezan bitince “üç defa bebeğin ismi söylenir”. Bu merasimde bulunanlar hep birlikte “Hayırlı evlat olsun” dileğinde bulunurlar.
Ezan
Allahü Ekber (4)
Eşhedü En La İlehe İllallah (2)
Eşhedü Enne Muhammeden Resullulllah (2)
Hayye Ales Salah (2)
Hayye Alel Felah (2)
Allahü Ekber (2)
La İlahe İllellah (1)
Derleyen: Mustafa ERMİŞ.
Derleme Tarihi: 10 Şubat 2012
Kaynak kişi: Hasan kızı Hamide (Meriç) Ermiş.
Doğum Tarihi: 1952.
Çalışma Alanı: Kırklareli-Edirne-Tekirdağ.