Batı Trakya’da Büyük Göç Ağıt Türküsünün Anlatımı

Eski Dünya savaşıyor. Bitmeyen savaşlar ve mecburi göçler.

93 Harbi de denilen Osmanlı Rus Savaşları sırasında Türkiye’ye göç edenlerden halen Kırklareli İli, Pehlivanköy İlçesi Kuştepe Köyü nüfusuna kayıtlı, yerleşik bulunan Abdurrahman oğlu İbrahim Meriç; babası Abdurrahman ile dedesi Mekin Ali’ den dinlediği yaşanmış ve tanık olduğu gerçek öykülerden birini anlatıyor:

“Dedemler, Rodop Dağları’nın eteklerinde bulunan Vit Nehri'nin bir kolu üzerinde Lofça’ya bağlı İzvor Köyü’nden, beş nufus: Mekin Ali ve karısı Hatice ile oğulları Hasan(taşkın) ve Abdurrahman (meriç) ve de kızı Fatma (yılmaz) Türkiye’ye göç etmişler. Hangi tarihtir onu bilmiyorum ama bir defa daha Türkiye’ye gelmeyi denemişler ancak geri dönmüşler. Zaten aklımda kalmamış. Tekrar 93 harbi nedeniyle anavatana göç etmeye başlamışlar. Büyük grup halinde yola çıkmışlar. Bu büyük kafileden ayrılan bizimkiler 30 aileden ibaretmiş”

“Gele gele bugünkü İmampazarı Köyü arazisinde gösterilen yere yerleşmek istemişler. İmampazarı Köyü sakinleri ile ileri gelenleri köylüler izin vermemişler. Bizim bu Pomak grubu birbirine bağlı insanlardır. Bu grubun söz sahibi Mekin Ali şimdiki Kuştepe Köyü’nün olduğu yere saptan samandan kulübeler kurarak barınmaya başlamışlar. Sopa ile kendilerini korumaya çalışmışlar. Kim gelirse gelsin kesin dayak yiyip geri dönüyormuş. Böylece kendilerini korurlarken köyün kurulacağı yurtluğu belirlemişler”.

“Köyün kuzeyinde yani İmampazarı Köyü tarafındaki tepeye “Kuştepe” ve köyün adına da “Kuştepe Köyü” diye isim koymuşlar. Yani kuruluş 30 hanedir. Köy boş araziye 1877-1878 yılları arasında kurulmuş. Bugün Kuştepe Köyü 160 hane olup bahsettiğim Mekin Ali’nin torunları “Meriç” soyadıyla halen köyde ikamet etmekteteyiz”.

“Göçe Balgarski İzvor / İzvor-i Müslim / Türski İzvor olarak adları değiştirilmiş olan bölgeden yola çıkmışlar. O zamanlar Lofça Pomak köyleri 40 ayrı köymüş. Bölge olarak da bu yerlere “Lofça Pomak Bölgesi” deniliyormuş.

“Bu köylerin tamamı anavatana topluca göç etmişler. Gelirken de çok acılar çekmişler. Çok zahmet görmüşler. Zamansız ölümler görmüşler. Salgınlar, bozgunlar ve insana yakışmayan işkenceler, kıyımlar görmüşler. Taşınır ve taşınmazlarını olduğu yerde bırakarak göçe çıkmışlar”. Balkan, zorunlu göçlerin ve balkan bozgununun ağıtlar kaynağıdır. Yani, bal ve kan denebilir.

Belge:

Salname-i Vilayet-i Tuna 1873 yılı. Türk Tarih Kurumu

Kütüphanesi/Ankara.

Bu köy,1873-hicri:1290 senesi “Salname-i Vilayet-i Tuna İzvor-i Müslim” adı ile kayıtlıdır. O tarihte İzvor 445 hane olduğu ve 2340 nüfusun olduğu yazılıdır. “Lofça Pomak Bölgesi”nin güney doğusunda bulunan İzvor ve civarı dâhil olmak üzere, Lofça Pomak Bölgesi % 53 Müslüman halktan oluşmaktadır.

Yaşadıkları yerden mecburen göçmeye başlamışlar. İzvor’dan o çetin göç yoluna, ölümü göze alarak Türkiye Yolu’na çıkmışlar. Her bir taşınır ve taşınmaz mallarını olduğu gibi ve olduğu yerde bırakarak yola çıktılar. Bu toplu özgürlük arayışı yolunda yarına yürümek ölüm kalım savaşı ve yokluk başlamış.

Yaşamda kalmak, inadına yaşamak, her şeye rağmen yaşam savaşı vermek başlamış. Ölümler. Ölümler her evden bir insan yaşama mücadelesinde öldürülmüş. Bal ve kan, Balkan kana doymaz. “Rumeli Bozgunu“ da ne canlar almış ve kara yerler ne çok canı saklamış.

“İstanbul’un Yangını,

Anadolu’nun Salgını,

Rumeli’nin Bozgunu, asla bitmez”

Anonim.

Türk insanına türkü yaktırmaz olur mu? Rumeli’nin bozgunu insanları yutuyor. Analar çaresiz ağıtlar yakıyorlardı. Türk insanı canını kara yere saklıyor, canını dişine takıyor ve derdini de kara toprağa dost ya dost diye, diye anlatıyordu. Dertler harman yerine serili. Alanı yok satanı yok. Ölümler genç, ölümler ecelsiz ve zamansız çocuk, genç, yaşlı demeden insanımızın peşini asla bırakmaz olmuştu. Kolay mıdır macırlık? Kolay mıdır göç? Hayat sizin / ya kontrolü kimde?

Göç yolunda söylenen ağıtların çok olduğunu dedesinden ve babasından dinlemiş. Öğrendiğini de bana aktarırken kendisinin bir şartı vardı. “Ben bu türkünün sözlerini bilirim. Yalnız sana makamınca söyleyemem. Kabulse sözlerini sana yazdırayım” dedi. Ben de kabul ettim.

“Bazı açıklamalar yapmalıyım” dedi. Gerçi bu türkünün sözleri de anlatıyor. Genç kızların durumu çok kötü bilinmezler ile dertlilermiş. Ya sevdiği ölüyor, öldürülüyor ya da kızın kendisi tecavüze uğrayacağı korkusunu taşıyorlarmış. Yaşlılar dertli, analar ağlıyor ve vefat edenleri olduğu yerde defin etmek var. Bunu bile korkarak yapıyorlarmış. Aç susuz yollarda ölüm korkusuyla özgürlüğe doğru kalanlarla yürüyorlarmış. Yolumuz üstünde bildiğimiz otlar ve yabani yiyeceklerle karın doyurarak, gece ve gündüz yol alıyorlarmış.

“Ah yüreğin ilk acısı

Al beni de can sancısı”

II

Her kişinin en yakınından biri ölmüş veya öldürülmüş. Hangi toprağa bir yakınını koydu ve bir daha nasıl ziyaret eder de mezarı nasıl bulur? Evli, nişanlı ve sevdalı genç kızanlar toprağa gömülen canlar. Ömür, ölümle toprağa düşer. Söner ağıtlar, yanık türküler bu olayları gerçeği anlatmaz mı?

“Ah kara yer kanmaz mısın?

Can almadan durmaz mısın?

Beni alsan doymaz mısın?

Kara yerler, kara yerler.”

“Nihayet babamlar bu yıkıcı, yakıcı ve ölümlü olaylar sonunda Türkiye’ye birçok kayıplar vererek gelip yerleşmişler. Buraya geldiklerinde neyle, kimle ve hangi zorluklarla karşılaşacaklarını bilmiyordu. Zira yeniden yerleşik düzene geçmek kolay değildi”.

10.yy da buralarda, yani Pehlivanköy Yöresi’nde Hıristiyan Aziz Bogomil dini (Kathar dini) taraftarları halk çoğunlukta idiler. Daha sonraları, bu “Bogomil-Kathar” inancı, Bedrettin mezhebi ile izdüşümünde buluşmuş olarak yeniden Balkan Savaşlarına kadar “Pavlusçuluk” akımıyla yayılmaya devam eder. Balkan Slavları arasında Kostantinopolis’e(İstanbul) kadar uzandılar. “Pavlusçular” ile Türklerden birkaç hane karışık olarak birlikte yaşıyorlarken Hıristiyanlar 93 harbi yıllarından çok daha önce burayı terk etmişlerdi.

“Bu göç ve yaşam savaşı yıllarında Türkiye’ye gelen bizim kafileden ayrılan Mustafa Ağa ve eşi Hatice’nin yakın yakına doğan bir oğlu ve bir kızı aynı günde biri hastalıktan diğeri de açlıktan yolda vefat etmiş. 2 ve 4 yaşlarındaki çocuklara ana yüreği dayanır mı hem ağlar hem söyler ve dayanmaya çalışırken ağıtlar yakarmış. Yavrularını toprağa verirken ‘Kara yerler kara yerler beni de al doyacaksan’ diye diye bağrını dövüyormuş. Her şey birlik ve beraberlik içinde yaşanıyor, birlikte anavatana doğru yürüyorlarmış. Bu acıya kafile arkadaşları da çok üzülüyor, birlikte ağlıyor ve ağıt yakıyorlarmış. Yol boyunda küçük bir tepenin üstünde bir ulu meşe altına mezar kazmışlar. Bilebildikleri dualarla masumları defin etmişler. Kızın adı Elif, abisinin adı da Mahmut imiş”.

Bu masumlar sadece yaşanmış öyküde kaldılar. Ağıtları her zaman söylenecek ve Allahım bir daha bu acıları milletimize gösterme diye dilek tutulacaktır. Zira mezar yerleri de şimdi kayıptır. Can derdiyle hayat devam etmektedir. Ne Hatice’ler ve ne Mustafa’lar benlik savaşlarında kanatlanıp uçtular. Hangi bir göçmene dokunsan ağlar. Bir andaç gösterir yeniden gözleri buğulanır.

“O gecenin sabahında erkenden yola çıkılacaklarmış. Hatice toprağa verdiği bebeklerinin başından ayrılamıyormuş. Göçe devam edilecektir. Hem söyler hem de ağlarmış. Türkiye’ye gelene kadar kafilenin dilinden düşmez ve akıllarda “Toprak Türküsü” veya “Göç Türküsü” olarak kalmış” diyor.

Bu tür ağıtlar kadınların belleğinden hiç çıkmıyor. Ben de bu ağıtın sözlerini yaşlı annelerden tamamlayabildim. Türk insanın kaderinde var. Hangi yöremizde yok ki böylesi ağıtlar. Eski Dünya denilen kıtamızda buna benzer yaşanmış çok acılar vardır. Sadece isimler ve yöreler değişiklik göstermektedir. Doğuda ve batıda da yani savaşların yapıldığı her yerlerde hep aynı acılar tekrar, tekrar yaşanmıştır ki anonim anlatımlar halkın dilinden düşmez. Halk Edebiyatı vardır. Halk kendi edebiyatını yaratmış ve sözlere dökerek bende belgelendirdim.

Dillerde dolaşan olay (Ağıt)Türküsünün sözleri.

Toprak Türküsü “Ağıt”

Kara yerler kalın olur

Kazıldıkça derin olur

Sana gelen kayıp olur

Kara yerler, kara yerler.

Ah yüreğin ilk acısı

Al beni de can sancısı.

Kapısı yok açıp baksam

Bacası yok ateş yaksam

Yâr yerine kendim yatsam

Kara yerler, kara yerler.

Ah yüreğin ilk acısı

Al beni de can sancısı.

Kara yerde kuzum vardır

Ah ne kara yazım vardır

Bana senin kastın vardır

Kara yerler, kara yerler.

Ah yüreğin ilk acısı

Al beni de can acısı.

Ah kara yer, kanmaz mısın?

Can almadan durmaz mısın?

Beni alsan doymaz mısın?

Kara yerler, kara yerler.

Anonim

Derleyen: Mustafa ERMİŞ

Derleme Tarihi: 23.11.1971

Kaynak Kişinin:

Adı ve Soyadı: İbrahim Meriç

Doğum Yeri: 1322(1906)-Ö:11.03.1982

Baba Adı: Abdurrahman

Öğrenimi: yok

Yöresi: Kuştepe Köyü / Pehlivanköy / Kırklareli.

Not: Alıntı SÖZGELİMİ adlı kitap Sayfa:253-258.